5 Şubat 2012 Pazar


                    


Kamusal Alanda İktidar   2012      Gülderen Cebeci
Seramik

Kent meydanları toplumun düşünce ve tartışma aracılığıyla kendine tesis ettiği bir dönüşüm alanıdır.Kamusal alanın siyasi kullanımı,kent meydan ve sokaklarında yer alması iktidar mekanizmasının satranç oyunu biçiminde  oluşmaktadır.

19 Ocak 2012 Perşembe

HAYAL VE HAKİKAT



       İstanbul Modern’de 16 Eylül 2011-22 Ocak 2012 tarihleri arasında devam eden sergi hayal ve hakikat Türkiye’den modern ve çağdaş kadın sanatçıların eserleri yer almaktadır.Sergi adını Fatma Aliye’nin Ahmet Mithat ile birlikte kaleme aldığı hayal ve hakikat adlı romanından almıştır.

       Kadın sanatçıların 100 yılı şakındır süren üretimlerini merkez alan sergi,sanatçıların sanat tarihindeki öncü konumlarını anımsatırken Türkiye’nin sosyo-kültürel dinamikleriyle olan hesaplaşmalarını ve özellikle çağdaş sanattaki eleştirel pozisyonlarını görünür kılmayı hedeflemiştir.Sanatçıların hayal ve hakikat ile kurdukları ilişkinin ve hayallerini hakikate nasıl dönüştürdüklerinin izini süren sergi,bügünki çağdaş dünyada görülmeyen gerçeklik katmanlarına işaret etmektedir.Sergi bu bağlamda devam ederken 1970’lerin ve 80’lerin çağdaş sanat üretimini görünmez kılmıştır. Füsun Onur,Nur Kolçak,Canan Beykal gibi 70’li 80’li yılların önemli kadın sanatçıları sergiye dahil olmalarına rağmen 1990 ve 2000’li yıllardaki işleri ile sergide yer almıştır.Batıda 70’li ve 80’li yıllar feminist kadın sanatının ortaya çıktığı bir dönemde bizde de neler yapıldığı görmezden gelinmiştir.Bu dönemleri tuval resmi olarak adlandırılmış Nil Yalter’in ‘’Başsız Kadın’’ işlerinin üçünün de görünmesi beden politikalarına,kadın bedeninin ahlaki normal çerçevesinde değerlendirilmesine kadının haz nesnesi olarak sunulmasına o dönemde karşı çıktıkları ve yenilikçi oldukları günümüz ile ilişkilendirerek bu dönüşümün kültürel açısından nerelere geldiğini anlayabilirdik.

      Diğer bir önemli görünürlük ise kadın sanatçıların bir araya getirilerek kadın sorunsalını sergilemeleri.Bu bağlamda ayrımcılığa gidildiğini cinsiyetçi kodlamaların oluşturulduğunu düşünebiliriz.Bunun akabinde hayal ve hakikat sergisinden sonra erkek sanatçı topluluğu kendi sorunsalını görünür kılmak adına başka bir sergide bir araya gelebilir mi?Türkiye sanatında görsel kültürdeki bu cinsiyet ayrımı tartışmaya yol açabilir.                                                    

 

MEŞRULAŞMIŞ KURUMLAR



             Ülkemiz; özellikle İstanbul,çağdaş sanat ortamında çok önemli bir noktadadır.Verilerin sürekli güncellenmesi,her tarihin,her hareketin not edilmesi gerekmektedir.Asıl problem notların ekonomistler tarafından mı yoksa sanat tarihçileri tarafından mı tutulması gerektiğidir.Bu günün sanatında rakamlar ve sanatın yatırım boyutu o kadar ön plandaki işte bu noktada  bu  soru aklımıza gelmektedir.

             Kültür endüstrisindeki gelişim ve üretim potansiyeli dünya çapında dikkatleri üzerine çekmektedir. Özellikle 2008 yılında tüm dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz sanat simsarlarını farklı arayışlara itmiştir çünkü yeniyi, farklıyı keşfetmek ve sunmak koleksiyonerleri mutlu etmek istiyorlardı. Amerika’nın önde gelen sanat eleştirmeni Jerry Saltz bir yazısında ‘’Bazı şeyleri başkaları beğendiği için mi beğeniriz? Piyasa, sanatı görme biçimimizi nasıl etkiler? Piyasa, sanatçıları daha iyi eserler vermeye yönelten rekabetçi bir atmosfer mi yaratır?’’ cümleleriyle paranın sanat dünyasındaki aktif rolünü sorgulamıştır.

            Çağdaş sanatta para her şeyi çetrefilleştirmekedirler ve her zaman gözlemciyi etkilemektedir.Dolayısıyla Contamporary,bir ülkenin sanat piyasasını belirleyen meşrulaşmış kurumlar olduğu söylenebilir.Beraberinde satış yapan sanat galerilerinin de böylesi bir meşruluğa sahip olduğu ihmal edilebilir.Gerek Contamporary’de gerek galerilerde gerekse müzayedelerde bir sanatçının çalışmasının 2.7 milyon liraya satılmasında kutlanan nedir?Alıcının zenginliği mi?Egonun zaferi mi?Estetik beğenisi mi?Venedik bianelinin yöneticiliğini yapan Robert Storr’a göre ‘’Müzenin ya da bağışçının ödediği para ne kadar çok vurgulanırsa zihinler fiyat etiketleriyle meşgul olacağından,insanların sanat eserine gerçekten bakma ihtimali o kadar azalır.’’Artık oturmuş bir çizgiye sahip olan Contamporary İstanbul tamamen özel sektör tarafından desteklenen çağdaş sanat organizasyonlarına sahiplik yapmaktadır.Toplamda 50 milyon TL değerinde eser sergilenirken satış oranı %83 olmuştur.Kısa zamanda el değiştiren binlerce TL yüzlerce eser,sayısız sanatçı tıpkı borsada olduğu gibi iniş çıkışlar sanat kurumlarını meşrulaştırmamış mıdır?




Gülderen Cebeci


9 Ekim 2011 Pazar

Esaret mi cesaret mi ?

     Esaret mi cesaret mi  ? Kafes deyince aklımıza gelen ilk imge kuştur.Onun verdiği yaşam mücadelesi esaret altında yaşamak zorunda bırakılan bir insanınkinden farksızdır.Kafes aynı zamanda kontrol altında tutulmak için kullanılmıştır.Bakış açısını eylemi kısıtlar.
     Tarihte bu duruma örnek bir çok olay sözkonusudur. Özellikle osmanlı tarihine baktığımızda,harem kültürü kafes usulüne verilecek en açık örnektir.Küçük yaşta kafese alınan şehzadelerin çoğu psikolojik sorunlar yaşamasına rağmen tahtın başına geçirilmiştir.Padişahı koruması için kullanılan kafesler,ülkeyi korumaya yetmemiştir.Kontrol altına alınmak istenen olgu yanlış seçilmiştir.Harem kapıları ardına saklanan saray kadınlarının,hayatları da şehzadeleriniinden pek farklı olmadıklarını görebiliriz.
     Günümüzde mimari ve sanatsal yapısını incelediğimiz yapılarda dikkatimizi çeken mermer ya da ahşap oyma kafesler bizi evrensel ve çağlararası esaret gerçeğine geri götürür.Saray kadınlanın hayatlarındaki gizemi gün ışığına çıkarmaya çalışan bir çok araştırmacı mutlaka hüzünlü bir hikayeyle karşılaşmıştır. Özellikle kadınlar tarih boyunca kafese konulan gerçek figürlerdir.Dünyayla ilişkilerini kesmişlerdir.Kendini hapsetmiş kişi mücadeleyi de içinde barındırır.Bu durumda sorgulama başlamıştır
.



Kadın Ve Eylem

  Ataerkil toplum,o kadar sağlam temelleri vardır ki hayattaki iyileştirmeler halen olgun bir düzeye ulaştıramamıştır.Geçmişe dönüp bakmak ve yeni söylemler oluşturmak zorundayız.Ancak böylesi bir uzaklıktan daha geniş bir perspektiften hareketle bugüne ve yarına ilişkin öneriler ve söylemlerde bulunabiliriz.
   Her ülkede özellikle oryantalist kültüre yatkın olanlarında kadının hak istemesi daha zordur.Fakat günümüzden 12-13 yüzyıl Avrupa'sına gittiğimizde kadına kilisede bile yer verilmemiştir.Kadınlar erkek ve kilise baskısından kurtulmak için kentlerin kıyısında topluca evlerde yaşıyorlar,dul ya da hiç evlenmemiş bu kadınlar böylece feodal toplumun onlara sunduğu tek seçenekleri olan evlenme ve rahibe olmanın dışında çıkış yolu bulmuşlardır.Kadınların bu direnişine büyücülük yapıyorlar iddiası ile Papa,1258'de Engizisyon Mahkemesi'yle kararla aldığı on binlerce kadının yakılması sonucunu getirmiştir.Avrupa'da Rönesans ile birlikte feminizm tarihe adımını atmıştır.
  Kadını aşağılanan bir toplumun tümü aşağılanmış demektir.Kadın tüm halkın onurunun kavgasını verir.Kadınların öldürülmesine seyirci kalan bir ülkede herkes suçludur bunda herkesin parmağı vardır.